BÖLÜM 01
Geceyi yerli yerine koymak
Denizin üzerinde bir çizgi göremiyorsunuz. Ufuk aynı, kıyı aynı. Fakat bir su yolunun anlamını bazen görünmeyen bir düzen değiştirir. Nusret’in hikâyesine büyük savaş gemilerinin görüntüsüyle değil, bu görünmezlikle başlayalım. Bir görevin etkisi, yapıldığı anda herkesin gözü önünde olmak zorunda değildir.
Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, 8 Mart 1915 sabahına uzanan görevde Erenköy Koyu’na 26 mayın döşendiğini aktarır. Bu tarih ile 18 Mart’taki deniz muharebesi aynı gün değildir. Aradaki zamanı doğru yerleştirdiğimizde dramatik bir sahnenin ötesine geçer, hazırlık ile sonuç arasındaki ilişkiyi görmeye başlarız. Gemi ve mürettebat, daha geniş bir savunma düzeni içinde görev yapmıştır. 1

BÖLÜM 02
Büyük gemi, küçük ayrıntı
Bir deniz muharebesinin resminde gözümüz büyük gövdelere ve yükselen dumana gider. Mayın ise aynı ölçüde görünür değildir. Bu yüzden anlatıda kolayca ya unutulur ya da bütün sonucun tek açıklamasına dönüşür. İki uç da hikâyeyi daraltır. Bir hattın nereye yerleştirildiği, karşı tarafın hareketleriyle ve çevredeki savunmayla birlikte düşünülmelidir.
TÜBİTAK’ın Çanakkale anlatısı, deniz harekâtını farklı tarihler, gemiler ve savunma unsurlarıyla birlikte ele alır. Nusret’in görevi ile kıyı tabyalarının direnişi birbirinin rakibi değildir. Birini anlatmak için ötekini silmek gerekmez. Filmde bir güverte veya mayın görüntüsü gördüğünüzde kadrajın dışında kalan insanları da düşünün: Görevi planlayanlar, gemiyi işletenler, çevreyi gözetleyenler ve karadaki savunmayı sürdürenler. 2

BÖLÜM 03
Bir fotoğrafın gündüzü, bir anlatının gecesi
Bu sayfadaki tarihî Nusret fotoğrafı bize geminin görünümü hakkında bilgi verir. Fakat görüntüde aydınlık bir gün varsa, onu gece mayın döşenen anın belgesi gibi kullanamayız. Fotoğrafın kendi zamanı ile anlattığımız olayın zamanı farklı olabilir. Bir arşiv görüntüsünü değerli yapan şey, istediğimiz her sahneye benzemesi değil, kendi sınırlarını koruyarak tanıklık etmesidir. 3
Video ise tarihî canlandırmayla merak uyandıran bir giriş sunar. Sonrasında dönüp iki tarihi yeniden okuyun: 7/8 Mart ve 18 Mart. Bir hazırlığın, günler sonra bambaşka ölçekteki bir olayın içinde etkili hâle gelmesi tarihin güçlü gerilimlerinden biridir. Bu hikâyeden çıkarken yalnız 26 sayısını hatırlamak yerine, sessiz görevlerin ortak bir sonuç içinde nasıl yer bulduğunu düşünün. Seyit Onbaşı’nın sayfası, aynı savunmanın karadaki emeğine başka bir pencere açar.





