BÖLÜM 01
Kapının eşiğinde
Aslanlı Kapı’ya yaklaşırken ilk his ölçektir. Taş bloklar ve iki yandaki aslanlar, içeri giren kişiye bu yerin sıradan bir yerleşme olmadığını söyler. Fakat bir kapı yalnız savunma için yapılmış bir boşluk değildir; yolu yönlendirir, geçişi daraltır ve kentin kendisini nasıl göstermek istediğine dair bir sahne kurar.
UNESCO’nun alan tanımı Hattuşa’yı Budaközü Ovası’nın güneyinde, vadiden yaklaşık 300 metre yükselen eğimli arazide konumlandırır. Aşağı ve Yukarı Şehir, topografyanın içinde farklı işlevleri bir araya getirir. Sekiz kilometreyi aşan çevre duvarı, yüzü aşkın kuleli çift sur ve bilinen beş kapı; tek bir çizgi değil, araziyle birlikte çalışan karmaşık bir savunma ve dolaşım düzenidir.1
Fotoğraf bize bugünkü taşı gösterir. Kapıdan hangi kişinin hangi gün geçtiğini, törenin nasıl düzenlendiğini veya aslanların herkes için aynı anlamı taşıyıp taşımadığını söylemez. Önce gördüğümüz ayrıntıyı kaydedip, sonra kurumsal açıklamanın sunduğu bağlamı eklemek gerekir.
BÖLÜM 02
Tabletin içindeki devlet
Taş bir başkent gücü dışarıya gösterir; arşiv ise gücün nasıl işlendiğini içeriden duyurur. Boğazköy’de bulunan çivi yazılı tabletler arasında antlaşmalar, mektuplar, yasalar, ritüeller ve edebî metinler bulunur. UNESCO’nun Dünya Belleği kaydı, yaklaşık 25 bin tabletlik bütünün MÖ ikinci binyıl Anadolu’su ile Yakın Doğu’sunun siyasi, toplumsal ve dinî hayatına dair temel bir kaynak olduğunu belirtir.2
Bir tableti “eski bir kitap” diye düşünmek eksik kalır. Bazıları kararların, yükümlülüklerin veya törenlerin çalışma kaydıdır. Ünlü Kadeş Antlaşması’nın Hititçe nüshaları da bu arşiv dünyasının içindedir. Metinlerin varlığı her kararın eksiksiz korunduğu anlamına gelmez; arkeolojik arşiv, zamanın ve seçimin içinden kalan parçalı bir bütündür.
BÖLÜM 03
Kayanın içindeki alay
Başkentten yaklaşık iki kilometre kuzeydoğudaki Yazılıkaya’da doğal kaya odaları bir kutsal alana dönüşür. Duvarlardaki tanrı ve tanrıça kabartmaları, taşın yalnız yapı malzemesi olmadığını gösterir. Mekânın daralan geçitleri ve karşılıklı figür dizileri, hareket eden beden ile görüntüyü aynı deneyimde buluşturur.1
Bu kabartmaları bir “fotoğraf” gibi okumak yanıltıcıdır. Figürler, gündelik kıyafet kataloğu ya da tek bir törenin birebir kaydı değildir. Tanrısal düzeni, krallık imgesini ve kutsal mekânın nasıl kurgulandığını anlamaya yardım eden görsel bir programdır. Hattuşa’nın devlet arşivi yazıyla, Yazılıkaya ise beden, kaya ve imgeyle konuşur.

BÖLÜM 04
Bir şehri yeniden okumak
1834’te Charles Texier kalıntıları gördüğünde önünde duran yerin Hitit başkenti olduğu henüz bilinmiyordu. 1906’da Hugo Winckler ve Theodor Makridi’nin açığa çıkardığı kraliyet arşivleri, taşların kimliğini metinlerle birleştirdi. Kazı tarihçesi, araştırmanın zamanla anıtsal yapılardan evlere, atölyelere, su sistemlerine ve çevredeki üretim alanlarına yöneldiğini anlatır.5
Bu değişim önemlidir: Arkeoloji yalnız “büyük keşif anları” dizisi değildir. Kazı, belgeleme, koruma ve yayımlama uzun birikim ister. Boğazköy Müzesi’nin kronolojik sergisi de yerleşimin Hititlerle başlayıp bitmediğini gösterir; Kalkolitik dönemden Bizans’a uzanan farklı katmanlar aynı coğrafyada iz bırakmıştır.4
Hattuşa’dan ayrılırken iki ölçeği birlikte tutun. Biri surların ve kapıların anıtsal ölçeği; diğeri bir tablet satırının ayrıntısıdır. Başkenti anlamak, bu iki sesi birbirine üstün tutmadan dinleyebilmektir.

